MTMD Dergi | Sayı: 2 | Nisan-Mayıs-Haziran'2018

Ancak 2015 yılına gelindiğinde FED faiz artırmaya başladı. 2016 sonuna kadar TL faizini %10’un altında tutmaya ça- lışan TC Merkez Bankası Türkiye’ye para gelmesini sağlamakta zorlandı, hatta para çıkmasını da önleyemedi. Ülkede döviz azaldı, TL hızla değer kaybetmeye başladı. 2014’de 2,20 TL/ USD civarında seyreden kur, 2015 so- nunda 3 TL/USD’ye, 2016 sonunda 3,80 TL’USD’ye yükseldi. Nihayet 2017 yılında TC Merkez Bankası da faizi %13’e çıkarmak zorunda kaldı. Ancak bu yabancı için yeterli olmadı, hala cazip (güvenli) değildi Türkiye’ye para yatırmak. Kur 4,50 TL/USD’ye, faizler %18’e geldi. Bundan 4 sene evvel %8 ile para bulan ülkemiz, şu anda %18 ile para bulmakta zorlanıyor. Üstelik bunun karşılığında USD faizi (FED) aynı zaman diliminde sadece %1,5’lik bir artış gösterdi. Faizle oynamanın dışında da bir şeylerin yapılması ge- rektiği açık, yoksa yabancı parasını getirmekten imtina etmeye devam edecek ve ülkemiz zararını finanse edemez hale gelecek. “Nakit Akış Tablosu Bir İşletmenin En Önemli Tablosudur” Genç bir mühendisken çalıştığım ku- rumun Yönetim Kurulu Başkanı’na satın alınması planlanan bir şir- ketle ilgili fizibilite raporu sunmuş- tum. Kendisiyle yaptığım görüşme esnasında tablolarda göz gezdirir- ken birden köpürdü. Nakit akış tablo- sunda birimleri yazmayı atlamışım. “Arkadaşım, bir işletmenin en önemli tablosu nakit akış tablosudur,” diye azarlamıştı beni. Bugün düşünüyo- rum da kızgın olmanın vermiş olduğu biraz abartılı bir yorum olmakla be- raber, kritik önemde bir tablo olduğu konusunda haklıydı. Dengeli olmayan bir nakit akışı bir ülkeyi dış borçlarını ödeyemez hale getirebileceği gibi, bir işletmeyi de borçlarını ödeyemez hale getirebilir. Üstelik nakit akışı- nın sıkıntıya girmesi için, ülkemiz gibi her sene zarar etmesi de şart de- ğildir. Nakit akışı dengesizliği bir iş- letmeyi kâr ederken de zor duruma düşürebilir. Ülkemiz durumu söz konusu olunca, diğer bir deyişle dövizin bu kadar de- ğerli olduğu bir dönemde, dövizde kalmak ya da döviz cinsinden borç- lanmak gerekir demek matematiksel olarak bir hayli riskli bir önerme olur. Zira artık matematiksel modelleme olarak beklenen aşırı değerli olan dö- vizin düşüşe geçmesidir. Nihayetinde reel efektif döviz kuru Mayıs 2018’de tarihi dip zirve olan 77,8’e düştü (100’ün üstünde olması reel olarak -yani enflasyondan arındırılmış şe- kilde- TL’nin değerli, 100’ün altında olması dövizin reel olarak değerli ol- duğunu gösterir). Ancak daha önce de belirttiğim üzere siyasal, ekonomik, hukuki ve sosyal bazı reformlar yapılmadığı sürece de yabancı yatırımcı için %18’lik bir faiz dahi yeterli olmayacak, ülkede döviz azalacak, kur yükselecektir. Reel sektör temsilcileri olarak ana işimiz parayı yönetmek değildir. Bu yüzden nakdimiz üzerinde kumar oy- namamakta fayda görüyorum. Ülke gerçeğinde de görüldüğü üzere, sağ- lıklı bir nakit yönetiminin birinci ku- ralı kâr etmektir. Ondan sonra yapıl- ması gereken döviz kazandırıcı işlere yönelmektir, zira iç piyasada (ya- bancı) para azaldı. Bunlara rağmen hala nakit ihtiyacı doğuyorsa, uzun ve düşük oranlı kredilerle borçları yapı- landırmak gerekebilir. Kredinin hangi para biriminden olacağına hangi para birimi üzerinden mal/hizmet sattığı- nız belirleyici olmalı. Yani borcunuzla geliriniz aynı birimde olmalı. Tabi, ku- mar oynamayı sevmiyorsanız… 47 E-DERGİ • SAYI 2 finans

RkJQdWJsaXNoZXIy OTEzMQ==