MTMD Dergi | Sayı: 2 | Nisan-Mayıs-Haziran'2018
Ortak aklın ve vicdanın üretim merkezi olan sivil toplum örgütleri artık siyahlar veya beyazlar için ayrıştırılmıştır. Ve her grubun kendine göre haklı noktaları vardır. Bu süreçten sonra ortak üretilecek hiçbir şeyin değeri yoktur kategorik bireyler için. Karşıtını tüketmek ve yok etmek, senden olanı, sana benzeyeni ise yüceltmenin dışında. Sivil toplum örgütleri ticari kuruluşlar gibi bir grubun veya bir kitlenin menfaati peşinde koşmaz, koşmamalıdır veya bir siyasi parti gibi salt bir düşüncenin savunuculuğunu yapmaz, yapmamalıdır. Aksi halde asıl görevleri olan evrensel değerlerin üretimi ve takipçisi olamaz. “Benim için en tehlikeli yalan, içerisine doğru karıştırılmış olandır” Ortak akıl ve vicdanın üretimi ilkesinden uzaklaşan sivil toplum örgütleri dış müdahalelere açık hale gelirler. Örneğin küresel oyun kurucuları ilk bakışta hemen her kesin gönülden destekleyeceği bir çevre hareketinin içine sızar, toplumu kendi menfaatlerine göre yönlendirir ve manipüle ederler. Hatta bu uğurda hiç düşünmeden hayatını feda edecek yüzlerce masum insan bulur devşirir ve yönlendirebilirler. Çünkü bu durumu onlara haber verecek diğer yarılarına ihanet etmişlerdir. Onları hain olmakla suçlamış ve mahkum etmişlerdir. Nasıl olur da insanlık için belki de tek kurtuluş yolu olan bu ortak aklın ve sevginin inşa merkezleri birer yıkım makinası haline gelir ve nasıl olur da toplumun aydın kesimi bile bu durumu göremez ve kendi benzerlerini arar söylemler geliştirir. Farklı olanı ötekileştirir. Bu durumun sivil toplumu nasıl da korumasız ve güçsüz hale getirdiğini fark edemezler. “Hayatın en trajik yanı insanın sorununun aslında kendisi olduğunu görememesidir.” Yeni dünya düzeninde her bireyin sorumluluğu tek başına taşınamayacak kadar artmış durumda her anlamda donanıma ve öz bilgiye ihtiyacımız var. Ön yargılardan uzaklaşmalı, yakınımızdaki farklı renk ve seslere kulak vermeliyiz. Birbirimize güvenmeye ve dinlemeye, hemhal olmaya her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Bu zorlu süreçte başarılı olamaz ve asıl mücadele edilmesi gerekenin küresel emperyalizm olduğunu fark edemezsek. Mücadele gücümüzü kendi aramızdaki kısır çekişmelere harcamak ve bir süre sonra umudumuzu tüketmekten başka çaremiz kalmayacaktır. Kanımca son zamanlarda toplumda gözlemlemiş olduğum ve kendime ifade etmekte zorlandığım şey de bu aslında. Emperyalizmin hokus pokusu ile “Sivil Örümceğin Ağına” düşmüş ve eli kolu bağlanmış olan bizler, yaklaşmakta olan felaketi görmek yerine birbirimize hakaret etmekle meşgulüz sadece. Arada bir çıkan cılız sesler de zaten naralı küfürlerin arasında kayıp olup gitmekte. Toplumun akciğerleri iflas etmek üzere, müzmin hastalık her yerini sarmış durumda. Galiba mücadele her zamankinden daha sert ve zorlu geçecek. Umalım da, barış tüm insanlığın yoldaşı olsun… 53 E-DERGİ • SAYI 2 gündem
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy OTEzMQ==